Make your own free website on Tripod.com

 

 

Hit Counter defa okundu

 

ŞİİR İÇİN ESKİZLER 5

 

muhsin şener

 

mihail bakhtin, şiirsel sözün gizini şöyle açıklıyor:

 

 “.....sözcükle nesne....ve sözcükle özne arasında, aynı nesneye.....aynı temaya ait yabancı sözcüklerden oluşan  esnek ve genellikle  içine sızılması güç bir ortam bulunur. sözcük,tam da bu özgül ortamla  yaşadığı canlı etkileşim sürecinde  bireyleşebilir ve biçimsel bir şekil alır.”[1]

 

sözcüklerin şiirde birbirleriyle olan ilişkilerinin önemli bir boyutuna dokunuyor bakhtin. sözcüğün ilişkin olduğu  nesne ile ve  öteki sözcüklerle kurduğu ilişkiler  yeni bir anlam  ortamı yaratıyor. bu ortamın  nesnesi ortaktır. onun dışında  herşey yepyeni ve değişiktir. o nedenledir ki ortamın içine girilemiyor ve o sözcük de  kendi nesnesi ile  oluşturduğu bu yeni ortamda,  yeni yeni anlamsal alanlar kurma olanağına kavuşuyor. bu yolla  şiire yeni anlamsal  boyutlar getirilebiliyor ve yeni derinlikler kazandırılabiliyor.

 

öte yandan, sözcük ile onun öznesi arasında da nesne  tabanında kurulmuş bir yeni ve değişik ortam vardır. sözcük, bu boyutu ile  yeni bir ortamın oluşmasına yardım etmiş oluyor. bu yolla da sözcük yeni derinlikler ve anlam boyutları kazanabiliyor.

 

düzanlatımda bu olanaklar yoktur. sözü edilen  anlamsal derinlikler ve yeni boyutlar şiir türünün anlatıma kazandırdığı olanaklardır.

 

bakhtin:

“....nesnesine yönelmiş sözcük, yabancı sözcüklerin, değer yargılarının  ve aksanların diyalojik  olarak kızıştırılmış  ve gerilim yüklü  ortamlına , karmaşık ilişkilere girer çıkar, bazılarıyla birleşir, bazılarından kaçar, hatta bir üçüncü grupla kesişir; tüm bunlar söylemi belirleyici ölçüde  şekillendirilebilir, söylemin tüm anlamsal katmanlarında  iz bırakabilir, anlatımını karmaşıklaştırabilir ve tüm biçimsel profilini  etkileyebilir.”[2]

diyerek, sözcüğün bu ilişkiler ağının  kurulmasında yaşadığı serüveni anlatıyor.

 

şiirin yaratımı sırasında ozan ne denli söz acıları çekmiş olursa olsun, yapıt bitince ortaya çıkan  şiir dili artık ozana boyun eğen  bir dildir. bu dil aynı zamanda ozanın  kendi niyet ve isteklerini içerir. bu nokta için bakhtin:

“....şair, kendi şiirsel bilincini, kendi niyetlerini kullandığı dilin karşısına koyamaz, çünkü tümüyle bu dilin içindedir ve dolayısiyle dil algılanacak, üstüne düşünülecek veya  bağıntı kurulacak bir nesneye dönüştürülemez.” demektedir.

artık bütünlüğü ve tekilliği olan bir şiir dili çıkmıştır ortaya. o değiştirilemez. değişitirilmesi,  şiirsel biçemin ortadan kaldırılması anlamına gelir.[3]

 

üniter ve tekil bir dil

kurulan bu şiir dili üniterdir ve tekil bir dildir; amaçlıdır. “üniterlik ve tekil şiir dili düşüncesi, şiirsel söylemin felsefi sisteminin tipik ve ütopik bir öğesidir”[4] diye ekliyor bakhtin.  bunca maceradan sonra ortaya çıkan şiir dilinin ‘üniterlik’ nitemi, şiirin yaşam temellerinden  biridir ve tabii tekil bir dildir.  şiirin dili ancak  bu iki duraktan geçilerek oluşturulabiliyor. yoksa şiir oluşmamıştır.

şiir dilinin oluşmasında  böyle bir özen  vardır...

 

şiir dili, bu iki nitemin belki de koruyuculuğunda  ideolojik olmaktan ve tarihselliği aktarmaktan kurtuluyor. şiirde sözcük, nesnesiyle ilişkilenirken  ‘içine kolay kolay sızılamayan’ sımsıkı bir yapıyı da ortaya koyuyor. içine sızılamayan bu yapı, ‘tekilliği ve üniterliği’ oluşturuyor.  bu nitemleri geri çekerek ya da elimizin tersiyle öteye iterek başka şeyi, örneğin tarihselliği, ideolojiyi koymağa kalkarsak şiir yok oluyor.

 

bakhtin’in tanımladığı bu nokta, şiirin tarihselliğe yaslanılarak kurulmasının şiir dilinin oluşmasını engellediğini de ortaya koyuyor.tarihselliği ve giderek tarihsel gerçeklikleri dile getirmek için şiir kurmanın çok gerilerde kaldığı anlaşılıyor. izlek bağlamında şiir oluşturmanın da şiir dili kurulmasına nasıl olumsuz ekti yaptığı ortaya çıkıyor.

 

ayrıca, ideolojiyi neden şiirde kullanmamalıyızın yanıtı da vardır bu saptamada. şiir dili hem tarihselliği hem de ideolojiyi birlikite ya da ayrı ayrı yüklendiğinde  artık o içine kolaylıkla girilemeyecek olan sımsıkı yapı, adım adım gevşiyor ve o dil şiir dili olmaktan çıkıyor ve tarihselliği ya da ideolojiyi anlatan bir dil oluyor ki bu dil artık şiir dili değil düzyazı dilidir.

bu önemli dilsel gerçekliğin altını kalınca çiziyor bakhtin

 

artık, üniter, tekçi ve kapatılmış bir dil vardır ve o dil şiir dilidir.[5]

bu dilin ‘kapatılmış’ olması, ona karışılamayacağını, o dilin değiştirilimeyeceğini gösteriyor. şiir  dili öyle olmak zorundadır. şiir tümcesini değiştirmek, ya da o tümcedeki sözcüklerden birinin yerine başka bir sözcük koymak; o tümcedeki sözcüklerden birinin yerini değiştirmek....hiçbir  durumda olası değildir,olmamalıdır da.

‘kapanmış bir dil’ tanımlaması ile bakhtin’in getirdiği budur.

 

özetlersek: ozanın üniter,tekil, değiştirilemez, kapalı bir dili olmalıdır.

bunun için ozan;

*sözcüklerden başkalarının amaçlarını çıkarır. böylece, dilin somut ve özgül bağlamlarla  bağlantısını keserek sözcükleri, salt biçim olarak  kullanır.

*şiir yapıtının sözcüklerinin ardında  türlerin hiçbir  tipik ve şeyleşmiş  imgesinin;mesleklerin, eğilimlerin, yönelimlerin duyumsanmaması gerekir.

*dünya görüşlerinin, konuşan kişilerin tipik ve bireysel imgelerinin, alışkanlık haline gelmiş konuşma biçimleri veya tipik titremlerinin de duyumsanmaması gerekir.[6]

 

şiir dili, bu noktadan sonra artık ‘ritm’ ile yeni bir biçime kavuşturuluyor. ritm, o dile  yüzeysel bir biçim vererek dilin bütünlüğünü daha da sıkılaştırır, pekiştirir.  sonuçta şiirde ortaya  çıkan dil, bütünlüğü bulunan gerilim yüklü bir dildir. bu gerilimin, okuyucuyu şiire bağlayan bir yanı vardır.


 

[1] mikhail bakhtin, karnavaldan romana,çev.cem soydemir,ayrıntı y., s.52

[2] agy.,s.53

[3] agy.,s.64

[4] agy.,s. 65

[5] agy.,s.75

[6] agy.,s.75

 

ANA SAYFA    YORUM     GERİ

Bu sitedeki eserler yazarın izni olmadan herhangibir şekilde kopyalanamaz veya yayınlanamaz.

Yazıların her haklı saklıdır.